Category Archives: Haberler

Sülük bakımı nasıl yapılır sorusuna bu yazımızda cevap vereceğiz. Sülük tedavisi evde de uygulanabilen bir tedavidir bundan dolayı evde sülük bakımı nasıl yapılır oldukça merak edilen bir konu olmuştur. Biz Has Sülük olarak sizlere sterilizasyon işlemlerinden geçmiş sülükleri tedarik etmekteyiz bundan dolayı sülük bakımı tarifini kendi satışını yaptığımız sülüklere göre açıklayacağız.

- Sülükler kesinlikle güneş ışıklarına doğrudan temas etmemeli ve serin yerde beklemelidir.

- Soğuk havalarda 2-3 günde bir sıcak havalarda ise günde bir defa sülüklerin suları değiştirilmelidir.

- Sülüklerin suları ya içme suyu olmalı ya da dinlendirilmiş su olmalıdır ve aşırı sıcak-soğuk olmamalıdır.

- Sülüklerinizin bulunduğu kap hava almalı ancak sülüklerin geçebileceği herhangi bir boşluk olmamalıdır.

Aklınıza takılan herhangi bir soru ya da sülük siparişi için 0216 650 76 36, 0534 527 19 21 arayabilir, anasayfamızdan sülükler hakkında detaylı bilgi edinebilirsiniz.
Sülük nasıl imha edilir son zamanlarda sıklıkla sorulmaya başlandığı için bu yazımızda sizlere kısa bir açıklama yapacağız. Öncelikle eğer evinizin yakınında sülüklerin yaşayabileceği bir alan var ise ve oradan sülük toplanmıyorsa sülüklerinizi o tarz yerlere bırakabilirsiniz. Ancak eğer birilerinin sizin bıraktığınız kullanılmış sülüğü alma ihtimali varsa bırakmaktansa imha ediniz. Sülükleri imha etmek için birden fazla yol vardır. Bunlardan birkaçı şu şekildedir:

- Sülüklerin üzerine tuz dökmek.

- Sülüklerin üzerine alkol,kolonya vb. dökmek

Uyarı! Biz sülüklerin imha edilmesi taraftarı değiliz ancak büyükşehirlerde sülükleri doğal ortamlarına bırakmak neredeyse imkansızdır. Eğer bırakılırsa bilinçsiz kişiler tarafından toplanıp tekrar kullanılması tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Ayrıca bir sülüğün aynı enzimleri tekrar salgılayabilmesi için en az 7 ay geçmesi gerekmektedir.

Bu yazımıda sülük nasıl imha edilir sorusuna cevap verdik. Anasayfamızdan sülükler hakkında daha detaylı bilgiler öğrenebilirsiniz.
Sülük ile migren tedavisi olur mu? Evet olur! Günümüzde migren özellikle kadınların en önemli rahatsızlıkları arasındadır. Ancak birçok kişi migreni ilaç alarak atlatmaya çalışmaktadır bu yöntem aslında sinirleri uyuşturarak ağrıyı hissetmemeyi sağlar ve günü birlik bir yöntemdir bir süre sonra alınan ilaç tesir etmeyecektir. Ancak migren sülük tedavisi ile tedavi edilebilmektedir. Sülük kana karıştırdığı yararlı enzimler ile tedavi edici özelliğe sahiptir aynı anda kirli kanı da vücuttan emerek atar. Düzenli şekilde uygulanan sülük tedavisiyle migrenden kurtulmak mümkün. Siz de evde kendi kendinize sülük tedavisini uygulayarak ilaçsız migren tedavisini gerçekleştirebilirsiniz. Bizi arıyarak sülük siparişi verebilir ve uygulama bölgeleri hakkında bilgi alabilirsiniz.

Sülük ile migren tedavisi. Has Sülük.
Tıbbi sülük nedir sorusunun cevabı için önce sülük nedir sorusunun cevabını öğrenmeliyiz. Kısa bir açıklama yapacak olursak sülük genellikle dere, göl kenarları vb. yerlerde yaşayan omurgasız bir sürüngendir. Dişleriyle ısırarak 100’ den fazla enzim sağlayan bu mucizevi hayvan kirli kanı temizlemektedir. Günümüzde her geçen gün daha da popüler hale gelen şifa kaynağı hayvanlar kliniklerde de kullanılmaya başlanmıştır. Göz, diş, yara, varis vb. çok sayıda rahatsızlığa iyi gelmektedir. Tıbbi sülük ise hirudo verbana cinsi doğadan toplanan yada çiftliklerde üreyen sülüğün sterilizasyon işlemlerinden geçmesi sonucu aldığı isimdir. Tıbbi sülük satışı için anasayfamızdan formu doldurabilir yada telefon numarasıyla irtibata geçebilirsiniz.
Steril sülük satışı oldukça hassasiyet gösterilmesi gereken bir konudur. Sülük bilindiği üzere dere yatakları, göl kenarları vb. yerlerden toplanır. Toplanan sülükler çeşitli yerlere satılır ancak sülük tedavisinde steril sülük kullanılması gerekir. Günümüzde gerek ülkemiz gerek ise tüm dünyada oldukça popüler hale gelen sülük tedavisi için pek çok ülkede klinikler kurulmuştur. Türkiye’de günden güne artan sülük klinikleri steril sülük tedarik edilmelidir. Steril sülük satışı için 0534 527 19 21 numaralı telefonla iletişime geçebilir yada Üsküdar tıbbi sülük satışı merkezimize gelebilirsiniz. Unutulmaması gereken bir diğer nokta sülüklerin tek kullanımlık olma durumudur. Tedavi için kullanılan sülükler eğer steril ise zaten ilk defa kullanıma uygundur ancak yine de teyit edilmelidir. Çünkü kullanılan sülük eğer daha önceden kusturulmuşsa en az 7 ay geçtikten sonra eski verimine ulaşır.

Sağlık bir tercihtir. Onu tercih etmeyi öğrenin.
Özünde insanlar yalnızca tek bir hastalığa yakalanırlar. Hastalık ister bir soğuk algınlığı, isterse depresyon gibi zihinsel bir rahatsızlık, isterse kanser olsun, tüm hastalıklar işlev bozukluğu gösteren hücrelerin bir neticesidir. Bu işlev bozukluğu gösteren hücreler teorisi, sağlık ve hastalığa dair tüm bilinmezleri açığa çıkarır ve insanları neyin hasta edip neyin sağlıklı kıldığına dair bütünleştirici bir anlayış sağlar.
Hastalığın, hücresel işlev bozukluğunun iki sebebi vardır. Yetersiz beslenme ,(besin maddesi eksikliği) ve toksikliktir. (aşırı toksin)
Bu iki sebep, günlük yaşamın altı alanında kendini gösterir. İnsanların hastalık ya da sağlık yolunda seçtikleri altı yol. Bu altı yolun üzerinde vücudunuzun ihtiyaçlarına karşılık verirseniz hücrelerinize ihtiyaç duydukları şeyi verir ve toksik olan olan her türlü maddeden uzak durur, dolayısı ile hastalanmazsınız.
Modern tıp adını verdiğimiz tıbbın neden hastalıkları olması gerektiği gibi iyileştiremediğini veya tedavi edemediğini bütünleştirici bir teori açıklamaktadır. Bu teori çoğu insanın hissettiği o acizlik yerine, güç, basitlik ve netlik sunmaktadır. Pek çok insan, sürekli birbirleri ile çelişkiler doğuran bilgi karmaşasında ve doktorların ilaçlar ve operasyonlar ile müdahale ettikleri binlerce hastalık içinde boğulmuş bir halde. Bu uzmanlar, semptomlar ve yan etkiler döngüsü, insanların hastalıklarına çare olmuyor ve genelde ya daha hastalanmalarına ya da ölümle yüzleşmelerine neden oluyor. Sonuçta çaresiz kalıyoruz, çünkü neden hasta olduğumuzu ya da nasıl tekrar sağlıklı olacağımıza dair hiçbir fikrimiz yok.
Bu yeni yaklaşım sizden hastalık ve sağlık hakkındaki geleneksel düşünce sistemlerinde engin değişimler yapmanızı istiyor. Altı yol ile hastalığı önleyip tersine çevirerek, sağlıklı olma ve sağlıklı kalma gücünü elimize almış olursunuz.
Bu teori sizden modern tıp kutusunun dışında düşünmenizi istiyor. Yıllar içinde bu kutuyu yanlış bilgiler ile doldurmuş ve sizi iyileştirecek anlayıştan uzaklaşmış olabilirsiniz. Bu düşüncenin bizi nasıl köşeye sıkıştırabileceğini düşünün: stresin bizi hasta edebileceğini kabul ediyoruz da neden mutluluğun, kahkahanın, sevginin fıtratımıza uygun ve çevre dengesi ile uyumlu dengeli bir yaşamın bizi iyileştirebileceğine inanmakta güçlük çekiyoruz? Vücudumuza yabancı olan kimyasalları, reçeteli ilaç formunda vücudumuza sokmaktan çekinmiyoruz da, neden doğal maddelerin, özellikle doğru besinlerin bizi iyileştirebileceği gerçeğine şüphe ile yaklaşıyoruz? Bariz bir zehirlenmenin vücuda verebileceği zararı anlayışla karşılarken neden vücutlarımızda bizi biraz daha hasta eden küçük miktarlardaki toksik maddelerin yıkıcı etkilerini görmezden geliyoruz?
Vücudumuz muazzam bir iyileştirme kapasitesine sahiptir. Âmâ sizin düşündüğünüzden çok daha fazla savunmasızdır. Vücudumuz milyonlarca hücreden oluşur. Hücrelerin ihtiyaçları vardır ve onların iyi işlev görebilmeleri için bu ihtiyaçların karşılanması gerekir. Hücrelerimiz sağlıklıysa vücudumuz hastalanmaz. Hücrelerimiz ihtiyaç duydukları şeyleri almazsa ya da zarar görür ve zehirlenirse doğru işlev görmeyi bırakırlar ve siz hastalanırsınız.
Gereksinimlerini alan ve zehirden uzak duran hücreler sağlıklı işlev gösterir ve yaşınız, kalıtımsal olarak sahip olduğunuz genler, ya da maruz kaldığınız bakteriler ne olursa olsun size sağlıklı bir yaşam sunarlar. Sağlıklı hücreler hastalığı reddederler. Sağlıklı hücreleri olan hiçbir insanın bırakın hastalanmak, soğuğa yakalanmak için bile hiçbir sebep yoktur. Bugün hayatta olan insanlar, fark ettiğimizden daha çok hastadır ve genetik potansiyellerinden çok daha önce ölürler. Yüz yılı geçen sağlıklı bir yaşam bizim doğum hakkımız olmalıdır. İnsanı yaratan Allah insan metabolizmasına kendi yazılım programını kodlamıştır. Bu yazılım programına uygun doğal bir yaşam ortamı sunmuştur. Bu ekolojik doğal ortamda bize ikram edilen ve her coğrafi bölgeye uygun olan besinler ile beslendiğimizde bize takdir edilen ömrün sonuna kadar kaliteli ve sağlıklı bir şekilde hastalanmadan ruhumuzu teslim etme tercihi bize bırakılmıştır. Hastalığı bilinçli bir şekilde seçmeyiz, ama hastalıklara yol açan beslenme şeklimizi ve yaşam tarzımızı biz belirleriz.
Sağlık =pozitif şeyler eksi negatif şeyler
Sağlığımızın kalitesi, bedenimiz için yaptığımız pozitif şeyler eksi negatif şeyler ile belirlenir.
Aldığınız gıdalardaki etiketleri, ilaçlarınızın prospektüslerini ve sağlık sigortanızın kapsamını okuyor olabilirsiniz, âmâ sağlıklı olmak ve sağlıklı kalmak istiyorsanız, önce vücudumuzun ihtiyaçlarını anlamalısınız. Pek çok sağlık kitabı, tarifler, diyet listeleri, egzersiz programları, arkalarındaki mantığa dair hiçbir açıklama yapmadan körü körüne takip edilecek rutinler verirler.
Son olarak sağlık ve hastalık arasında hücre sağlığımızın iyiye veya kötüye gidebileceği altı yol vardır. Aşağıdaki yolları izleyerek sağlıklı ya da hasta olabiliriz.
1.Yol-Beslenme
Ne yerseniz osunuz. Hücrelerimizin en iyi şekilde işlev göstermelerine yardımcı olacak gıdalar seçmeyi ve hazırlamayı öğrenin.
2.Yol-Toksin
Toksin, normal hücresel işlevlere müdahale eden, dolayısı ile işlev bozukluğuna, yani hastalığa yol açan bir maddedir. Toksinlerin nerelerde ve onlardan nasıl kaçınılabileceğinizi öğrenin.
3.Yol-psikolojik
Beden ve zihin ayrılmaz bir ikilidir; ikisi birdir ve aynıdır. Olaylara, düşünce ve duygularımıza verdiğimiz tepkiler hücrelerimizi direkt etkiler.
4.Fiziksel
Hücrelerimiz ve bedenimiz, bir otomobil gibi fiziksel korunma ve bakım gerektirir. Yeterince egzersiz yapıyor, yeterince dinlenip güneş ışınlarına ve taze havaya maruz kalıyor musunuz?
5.Yol-Genetik
Genler hücrelerimizi etkiler, ama modern tıbbın bizi inandırdığı derecede değil. Genetik potansiyelinizi nasıl en uygun seviyeye getirebileceğinizi ve genetik hasardan nasıl korunabileceğinizi öğrenin.
6.Yol-Tıbbi
Modern tıp her yıl milyonlarca insanı hasta eder ve öldürür. İlacın hücrelerimizi nasıl etkilediğini, öğrenin ve hangi tedavilere ihtiyaç duyup hangilerine duymadığınız konusunda akılcı tercihlerde bulunun.
Şu anda bilmeniz gereken tek şey, bu yolların her birinde hangi yöne doğru ilerlediğinizi farkına varmanız-hastalığa mı, sağlığa mı-ve gerekli düzeltmeleri yapmanız gerektiğidir. Yalnızca bir veya iki yolda sağlığa doğru ilerleyip optimal sağlığa ulaşmayı bekleyemezsiniz. Çoğu yaklaşımlar doğru yoldadır, ancak resmin genelini görmeyi başaramazlar. Her altı yolu da göz önünde bulundurarak sağlıklı tercihler yapmak, vücudun kendi düzenleyip yenileme gücünü artırır.
Pozitif yönde, sağlığa doğru yapacağınız her tercih, yaşamınızı iyi yönde güçlendirecektir. Sağlığa doğru atacağınız her adım sizi gerçek potansiyelinize bir adım daha yaklaştırırken, hastalık riskinden uzaklaştırır. Ne kadar küçük olursa olsun her katkı çok önemlidir.
08.01.2014
Sabri Kaya-Kimyager

Sülük ile göz hastalıklarında ciddi başarılar sağlandı.Özelikle sülük bünyesinde bulunan bazı enzimler gözü besleyen damarları açmakta,dokuları onarmaktadır.
Yapılan sülük uygulamalarında;
1-Glokom (göz tansiyonu)
2-Katarakt
3-Yakın görme bozuklukları
4-şaşılık
5-Sarı nokta hastalığı
6-Diyabet kaynaklı görme bozuklukları
Varis bir kan dolaşım sorunudur.Daha çok bacaklarda görülür toplardamarların genleşmesi ile belirti verir. Tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunlarına yol açar.
Sülük tedavisinde sülük enzimleri ile pıhtıları çözerek kan doaşımını hızlandırır ve tedavi eder.
Yalanın meşru sayıldığı, yalancılığın meslek edinildiği bir dönemden geçiyoruz. Adamın birine, görülmekte olan bir davası için yalancı şahit gerekmiş. Kimileri aradığı yalancı şahidi, yalancılar kahvesinde bulabileceğini söyleyince, doğruca yalancılar kahvesinin yolunu tutmuş…

Yalancılar kahvelerinde her konu için uzmanlaşmış yalancılar olduğundan, bu adam, alacak verecek meselelerinde profesyonel yalancıların olduğu kahveye girmiş…

Girer girmez biri adama ‘Abi şe..siz size daha borcunu ödemedi mi?’ diye çıkışmış. Adam, ‘hayır borçlu olan benim’ deyince, bu kez ‘abi şe..size kaç defa ödeyeceksin?’ demiş.

Yalan ve hile sorunu günümüzde birçok sektör için geçerli olmakla birlikte konumuzun gıda olması hasebiyle, gıda sektöründeki yalanlar, -bu tür kahvehanelerde geliştirilmediğine göre- acaba kimler tarafından niçin geliştirilmiştir ve bu alanlar nelerdir?

Satın alınan ürünlerin etiketlerinde, çarşı pazarda ve bazı uzmanların(!) dilinde aşağıdaki ifadeleri sıkça okur veya duyarız. Peki, bunlar ne anlama gelir?

Ürünün üzerinde “yüzde yüz yerli” yazıyor, içindekileri okuyorsunuz, neredeyse Türkçe kelime yok. İçindekilerin çoğu ithal malzemeler…

Karton kutu veya seleye/sepete samanı koyup, üstüne de “köy yumurtası” yazdın mı, işte sana yersen(!) köy yumurtası? Sanki köyde tavuk kaldı da! Bir de köyde ne kadar çok yumurta üretiliyormuş ki, artık her satanın sattığı köy yumurtası…

Ürünün içindekiler kısmına bakıyorsun, “yenilebilir jelâtin” yazıyor. Bir de yanında “Ürünlerimizde domuz yağı ve domuzdan elde edilen hiçbir katkı maddesi yoktur” ibaresi gözümüze sokarcasına not ediliyor. Oysa Türkiye’de 1 gr bile jelâtin üretilmez. DTM verilerine göre; Türkiye jelâtini 16’sı batılı, toplam 17 ülkeden ithal ediyor. Dünyada jelâtinin yüzde 70’i domuz derisinden üretilir. Geriye kalan yüzde 30’un ise helâl kesim olduğunun hiçbir garantisi zaten yok. Okumaya devam ediyorsunuz ve üründe “mono digliserit” içeriğini görüyorsunuz. Ne garip ki, çoğu kez buda domuzdan elde edilir...

Bazı ekmek yapımında İngilizce kısaltıcı anlamında “shortening/yağ” ifadesini görürüz. Unlu mâmullerde dünya gıda literatürüne de bu isimle geçen ‘shortening/unlu mâmul yağları’ kullanılır. Bununda en ucuzu ve yaygın olanı, “domuz iç yağı ve kuyruk yağı” (lard) olanıdır. Ekmek satışları çoğunlukla etiketsiz olduğu için, alırken kimse en çok tüketilen gıda maddesinin içeriğini zaten öğrenemez…

Hikmetinden sual olunmaz, her nedense dünyada üretilen her şeyin helâli(!), hiçbir denetimin olmadığı, olsa bile menşeinin ne devletin, ne de tüketicinin umurunda olmadığı ülkemize -bir yolunu bulup- geliyor demek ki?

Artık her üründe ‘domuz içermez’ uyarısı “alkol ve türevi katkılar içermez” uyarısıyla birlikte bulunuyor. Tavuktan gazoza, bazı tatlılardan kolaya, meyve sularından enerji içeceklerine kadar pek çok ürüne alkol ekleniyor. Mevzuat hazretlerinin izin verdiği ürünlere alkol eklenmesi devam ettiği halde, bu klişe yalanda ambalajlara not edilmeye devam ediyor…

Bazı yalanlar da var ki; gerçeğini yazsalar çoğu insan bu ürünleri satın almayacak. İşte bunlardan bir kaçı…

Margarin yerine “hidrojenize bitkisel yağ”, dikkat ishal olabilirsiniz yerine “laksatif etki” yazılmalı ki, gönül rahatlığıyla alıp tüketelim.

Fenilalanin vücut için gereklidir. Bu ihtiyaç, proteinli gıdalardan sağlanır. Ancak endüstriyel ürünlerle alınan fenilalanin, -bir amino asidin metobolize edilemeyerek- kanda ve diğer vücut sıvılarında artarak çocuğun gelişmekte olan beynini harap edip, Türkiye’de yaygın görülen ileri derecede zeka özürlü (fenilketonüri) olmasına neden olduğu iddia edilir. Bu soruna ise, çoğunluğu -son günlerin en tartışmalı ürünü olan- mısırdan elde edilen früktoz, glikoz gibi şekerler ile aspartam, sakkarin gibi tatlandırıcıların yol açtığı belirtiliyor. Bu tatlandırıcıları içeren ürünlerin kullanıldığı endüstriyel gıdalarda ‘fenilalanin içerir’ uyarısı yer alır. Peki, ürünlerin ambalajında ‘fenilalanin içerir’ yerine; ‘şişmanlığa, diyabete, kansere neden olabilir’ denilse, alır mıydınız? Siz almazsanız kapitalist endüstri bunu kime satardı? Ekonomik istikrar bozulacağına, sizin sağlığınız bozulsa kıyamet mi kopar? Bir iki cazgırlık yapıp, susarsınız nasılsa…

Şeker hastasısınız ve doktorunuz reçetenize tatlandırıcı yazdı. Baktınız ki aspartam, sakkarin veya bir benzeriymiş… Oysa aspartam; yüzde 40 oranında sinirsel bir uyarıcı olan aspartik asit, yüzde 50 oranında beyin için zararlı fenilalanin ve yüzde 10 oranında da metil alkol içerir. Evet, yanlış duymadınız, metil alkol yani kanserojen ispirto... Bu üründe de, “alkol içermez yazıyor”du değil mi?

Güya ülkemizde, bebeklerin ürünlerine GDO’lu ürün eklemek yasak(!) ya… Ama bir bakın, Bebe… diye devam eden markanın -6 aylık bebekler için gerekli- diye pazarladığı gereksiz bebek ürününün etiketinde “modifiye mısır nişastası” yazıyor. Sadece onda mı? Ketçaplar, soslar, çorbalar, çikolatalar vs’lerde de rastlıyoruz aynı ifadeye… Peki, “modifiye” ne demek? ‘Yok canım değildir!’ Tam da tahmin ettiğiniz gibi, yani GDO’lu demek.

Devletin kurumu Çaykur bile, kimyasal gübrelerle yetiştirilen ve fermante edilen çayların ambalajına “doğal” yazıyor. Üstüne üstlük bir de üç-dört katına “organik” dediği çayı satıyor. TDK’nın sözlüğüne baktığınızda ‘organik, natürel, doğal, tabiî’ kelimeleri aynı anlama geliyor. Yani bu kelimeler, ‘tabiî’ kelimesinin yerine uydurulmuş. Peki, hangisi doğru ‘organik mi, doğal mı?’ Natürel, doğal, organik masalını devlet yaparda, özel sektör geri durur mu?

Pazarda herkes “tarla domatesi bunlar” diye bağırıyor. Neredeyse her üründe doğal, natürel ve şimdi de organik... Bakalım ardından ne gelecek?
-
Bazı reklamları hatırlayın… “Anne sütü kadar değerli” ve “fındık ye aynısı” gibi bilinçaltını yöneten şeytanca cümleler…

Süt, UHT ve pastörize edildiğinde, sindirim ve emilmesi gerekli olan laktaz, galaktaz, fosfataz gibi bazı faydalı enzimlerin yok olmasına neden olur. Pastörize ve UHT sütü sindirebilmek için zorlanan pankreasın kanser/hasar görmesine rağmen, hâlâ birileri bu ürünleri önerir. “Normal süt”ü ise “sokak sütü” olarak küçümser…

Neredeyse her üründe “doğala özdeş aroma” ifadesini görürüz. Kimisi ise “Yapay aroma içermez, doğala özdeş aroma” gibi ifadeler koyuyor. Demek ki yapay yani kimyasal aromada kullanılıyormuş… Peki “doğala özdeş aroma” ne demek? Mesela ürün çilek, fındık, kayısı, şeftali vs aromalarından birini içersin ve üzerinde de “doğala özdeş aroma” yazsın… Peki bu özdeş aroma yanında ifade edildiği gibi doğal mı?

Bir üründen aroma elde etmek her zaman ekonomik olmadığı gibi çok da pahalı olabilir. Ama aromanın, illaki adı geçen meyveden olması gerekmiyor. Bakteri, mantar gibi organizmalar, devasa tanklarda fermante edilip, ‘özdeş aroma’ elde edilir… Fizyoterapist Oğuzhan Söylemez’e göre; bu şekilde 1 kilo özdeş şeftali aroması elde etmek, hem 20 kat daha ucuz, hem de tadı daha keskin...

İşte doğala özdeş denilen meyve aromalarından bazılarının kaynağı:
Sporobolomyces odorus/mantardan doğala özdeş şeftali aroması,
Trichoderma viride/yermantarından doğala özdeş Hindistancevizi aroması,
Trametes odorata/ağaç mantarından doğala özdeş bal aroması,
Bacilus subtilis ve Corynebacterium glutamicum/mikroptan doğala özdeş fındık aroması.

Lütfen “devlet bunlara neden müsaade ediyor” gibi soruları artık sormayınız. Bu devlet, 1923’lerden bu yana kendisi sigara ve içki üretip satar. Hatta yıllarca askerine sigara parası verir. Aynı devlet, hâlâ “milli piyango”, “spor toto” vs resmi kumarlarla yurttaşını soyar.

Kul hakkının önemli ölçüde tedavülden kaldırıldığı günümüzde, tüccarların önemli bir kısmı için Hz Peygamber s.a.v.’in, aşağıdaki Hadis-i Şerif’i nasıl bir anlam taşıdığına, bu hilelere müracaat edenler karar vermeli elbette. Ancak bizler de bu tür hileli ürünleri almaya devam edersek, aldatılmayı hak edip, aldatanları da teşvik etmiş olmaz mıyız?

Hz. Ebu Hureyre r.a. anlatıyor: "Rasülullah s.a.v. çarşıda bir yiyecek yığınına rastlayınca, elini yığına daldırıp çıkardı. Parmaklarına rutubet bulaştı.

Rasülullah s.a.v., satıcıya: ‘Ey satıcı nedir bu?’ diye çıkıştı.
Satıcı: ‘Ey Allah'ın Resulü, yağmur ıslattı’, deyince;
Rasülullah: ‘Bu ıslaklığı üste getirip, herkesin görmesini sağlasaydın ya? Kim bizi aldatırsa, o bizden değildir’ buyurdu. (Buhari, Müslim, Ebu Dâvud ve Tirmizî…)

İşte bunlar ve çok daha fazlasını, oldukça hacimli bir eserde topladık. Bununla da yetinmeyerek, “iyi ama ne yemeli ve nasıl temin etmeli”yi de izaha çalıştık. Uzun bir çabanın ürünü olan “ŞEYTAN YE DİYOR! İnsan ne yemeli ne yememeli?” kitabı, Mart başında kitap satılan yerlerde bulunabilecek.
Kemal Özer