Gıda Yalanları
İnsan, kendini yiyen canavarı üretmeyi başardı
20 Ocak 2013
Sülük Bakımı
28 Temmuz 2013
Tümünü Göster

Gıda Yalanları

Yalanın meşru sayıldığı, yalancılığın meslek edinildiği bir dönemden geçiyoruz. Adamın birine, görülmekte olan bir davası için yalancı şahit gerekmiş. Kimileri aradığı yalancı şahidi, yalancılar kahvesinde bulabileceğini söyleyince, doğruca yalancılar kahvesinin yolunu tutmuş…

Yalancılar kahvelerinde her konu için uzmanlaşmış yalancılar olduğundan, bu adam, alacak verecek meselelerinde profesyonel yalancıların olduğu kahveye girmiş…

Girer girmez biri adama ‘Abi şe..siz size daha borcunu ödemedi mi?’ diye çıkışmış. Adam, ‘hayır borçlu olan benim’ deyince, bu kez ‘abi şe..size kaç defa ödeyeceksin?’ demiş.

Yalan ve hile sorunu günümüzde birçok sektör için geçerli olmakla birlikte konumuzun gıda olması hasebiyle, gıda sektöründeki yalanlar, -bu tür kahvehanelerde geliştirilmediğine göre- acaba kimler tarafından niçin geliştirilmiştir ve bu alanlar nelerdir?

Satın alınan ürünlerin etiketlerinde, çarşı pazarda ve bazı uzmanların(!) dilinde aşağıdaki ifadeleri sıkça okur veya duyarız. Peki, bunlar ne anlama gelir?

Ürünün üzerinde “yüzde yüz yerli” yazıyor, içindekileri okuyorsunuz, neredeyse Türkçe kelime yok. İçindekilerin çoğu ithal malzemeler…

Karton kutu veya seleye/sepete samanı koyup, üstüne de “köy yumurtası” yazdın mı, işte sana yersen(!) köy yumurtası? Sanki köyde tavuk kaldı da! Bir de köyde ne kadar çok yumurta üretiliyormuş ki, artık her satanın sattığı köy yumurtası…

Ürünün içindekiler kısmına bakıyorsun, “yenilebilir jelâtin” yazıyor. Bir de yanında “Ürünlerimizde domuz yağı ve domuzdan elde edilen hiçbir katkı maddesi yoktur” ibaresi gözümüze sokarcasına not ediliyor. Oysa Türkiye’de 1 gr bile jelâtin üretilmez. DTM verilerine göre; Türkiye jelâtini 16’sı batılı, toplam 17 ülkeden ithal ediyor. Dünyada jelâtinin yüzde 70’i domuz derisinden üretilir. Geriye kalan yüzde 30’un ise helâl kesim olduğunun hiçbir garantisi zaten yok. Okumaya devam ediyorsunuz ve üründe “mono digliserit” içeriğini görüyorsunuz. Ne garip ki, çoğu kez buda domuzdan elde edilir…

Bazı ekmek yapımında İngilizce kısaltıcı anlamında “shortening/yağ” ifadesini görürüz. Unlu mâmullerde dünya gıda literatürüne de bu isimle geçen ‘shortening/unlu mâmul yağları’ kullanılır. Bununda en ucuzu ve yaygın olanı, “domuz iç yağı ve kuyruk yağı” (lard) olanıdır. Ekmek satışları çoğunlukla etiketsiz olduğu için, alırken kimse en çok tüketilen gıda maddesinin içeriğini zaten öğrenemez…

Hikmetinden sual olunmaz, her nedense dünyada üretilen her şeyin helâli(!), hiçbir denetimin olmadığı, olsa bile menşeinin ne devletin, ne de tüketicinin umurunda olmadığı ülkemize -bir yolunu bulup- geliyor demek ki?

Artık her üründe ‘domuz içermez’ uyarısı “alkol ve türevi katkılar içermez” uyarısıyla birlikte bulunuyor. Tavuktan gazoza, bazı tatlılardan kolaya, meyve sularından enerji içeceklerine kadar pek çok ürüne alkol ekleniyor. Mevzuat hazretlerinin izin verdiği ürünlere alkol eklenmesi devam ettiği halde, bu klişe yalanda ambalajlara not edilmeye devam ediyor…

Bazı yalanlar da var ki; gerçeğini yazsalar çoğu insan bu ürünleri satın almayacak. İşte bunlardan bir kaçı…

Margarin yerine “hidrojenize bitkisel yağ”, dikkat ishal olabilirsiniz yerine “laksatif etki” yazılmalı ki, gönül rahatlığıyla alıp tüketelim.

Fenilalanin vücut için gereklidir. Bu ihtiyaç, proteinli gıdalardan sağlanır. Ancak endüstriyel ürünlerle alınan fenilalanin, -bir amino asidin metobolize edilemeyerek- kanda ve diğer vücut sıvılarında artarak çocuğun gelişmekte olan beynini harap edip, Türkiye’de yaygın görülen ileri derecede zeka özürlü (fenilketonüri) olmasına neden olduğu iddia edilir. Bu soruna ise, çoğunluğu -son günlerin en tartışmalı ürünü olan- mısırdan elde edilen früktoz, glikoz gibi şekerler ile aspartam, sakkarin gibi tatlandırıcıların yol açtığı belirtiliyor. Bu tatlandırıcıları içeren ürünlerin kullanıldığı endüstriyel gıdalarda ‘fenilalanin içerir’ uyarısı yer alır. Peki, ürünlerin ambalajında ‘fenilalanin içerir’ yerine; ‘şişmanlığa, diyabete, kansere neden olabilir’ denilse, alır mıydınız? Siz almazsanız kapitalist endüstri bunu kime satardı? Ekonomik istikrar bozulacağına, sizin sağlığınız bozulsa kıyamet mi kopar? Bir iki cazgırlık yapıp, susarsınız nasılsa…

Şeker hastasısınız ve doktorunuz reçetenize tatlandırıcı yazdı. Baktınız ki aspartam, sakkarin veya bir benzeriymiş… Oysa aspartam; yüzde 40 oranında sinirsel bir uyarıcı olan aspartik asit, yüzde 50 oranında beyin için zararlı fenilalanin ve yüzde 10 oranında da metil alkol içerir. Evet, yanlış duymadınız, metil alkol yani kanserojen ispirto… Bu üründe de, “alkol içermez yazıyor”du değil mi?

Güya ülkemizde, bebeklerin ürünlerine GDO’lu ürün eklemek yasak(!) ya… Ama bir bakın, Bebe… diye devam eden markanın -6 aylık bebekler için gerekli- diye pazarladığı gereksiz bebek ürününün etiketinde “modifiye mısır nişastası” yazıyor. Sadece onda mı? Ketçaplar, soslar, çorbalar, çikolatalar vs’lerde de rastlıyoruz aynı ifadeye… Peki, “modifiye” ne demek? ‘Yok canım değildir!’ Tam da tahmin ettiğiniz gibi, yani GDO’lu demek.

Devletin kurumu Çaykur bile, kimyasal gübrelerle yetiştirilen ve fermante edilen çayların ambalajına “doğal” yazıyor. Üstüne üstlük bir de üç-dört katına “organik” dediği çayı satıyor. TDK’nın sözlüğüne baktığınızda ‘organik, natürel, doğal, tabiî’ kelimeleri aynı anlama geliyor. Yani bu kelimeler, ‘tabiî’ kelimesinin yerine uydurulmuş. Peki, hangisi doğru ‘organik mi, doğal mı?’ Natürel, doğal, organik masalını devlet yaparda, özel sektör geri durur mu?

Pazarda herkes “tarla domatesi bunlar” diye bağırıyor. Neredeyse her üründe doğal, natürel ve şimdi de organik… Bakalım ardından ne gelecek?

Bazı reklamları hatırlayın… “Anne sütü kadar değerli” ve “fındık ye aynısı” gibi bilinçaltını yöneten şeytanca cümleler…

Süt, UHT ve pastörize edildiğinde, sindirim ve emilmesi gerekli olan laktaz, galaktaz, fosfataz gibi bazı faydalı enzimlerin yok olmasına neden olur. Pastörize ve UHT sütü sindirebilmek için zorlanan pankreasın kanser/hasar görmesine rağmen, hâlâ birileri bu ürünleri önerir. “Normal süt”ü ise “sokak sütü” olarak küçümser…

Neredeyse her üründe “doğala özdeş aroma” ifadesini görürüz. Kimisi ise “Yapay aroma içermez, doğala özdeş aroma” gibi ifadeler koyuyor. Demek ki yapay yani kimyasal aromada kullanılıyormuş… Peki “doğala özdeş aroma” ne demek? Mesela ürün çilek, fındık, kayısı, şeftali vs aromalarından birini içersin ve üzerinde de “doğala özdeş aroma” yazsın… Peki bu özdeş aroma yanında ifade edildiği gibi doğal mı?

Bir üründen aroma elde etmek her zaman ekonomik olmadığı gibi çok da pahalı olabilir. Ama aromanın, illaki adı geçen meyveden olması gerekmiyor. Bakteri, mantar gibi organizmalar, devasa tanklarda fermante edilip, ‘özdeş aroma’ elde edilir… Fizyoterapist Oğuzhan Söylemez’e göre; bu şekilde 1 kilo özdeş şeftali aroması elde etmek, hem 20 kat daha ucuz, hem de tadı daha keskin…

İşte doğala özdeş denilen meyve aromalarından bazılarının kaynağı:
Sporobolomyces odorus/mantardan doğala özdeş şeftali aroması,
Trichoderma viride/yermantarından doğala özdeş Hindistancevizi aroması,
Trametes odorata/ağaç mantarından doğala özdeş bal aroması,
Bacilus subtilis ve Corynebacterium glutamicum/mikroptan doğala özdeş fındık aroması.

Lütfen “devlet bunlara neden müsaade ediyor” gibi soruları artık sormayınız. Bu devlet, 1923’lerden bu yana kendisi sigara ve içki üretip satar. Hatta yıllarca askerine sigara parası verir. Aynı devlet, hâlâ “milli piyango”, “spor toto” vs resmi kumarlarla yurttaşını soyar.

Kul hakkının önemli ölçüde tedavülden kaldırıldığı günümüzde, tüccarların önemli bir kısmı için Hz Peygamber s.a.v.’in, aşağıdaki Hadis-i Şerif’i nasıl bir anlam taşıdığına, bu hilelere müracaat edenler karar vermeli elbette. Ancak bizler de bu tür hileli ürünleri almaya devam edersek, aldatılmayı hak edip, aldatanları da teşvik etmiş olmaz mıyız?

Hz. Ebu Hureyre r.a. anlatıyor: “Rasülullah s.a.v. çarşıda bir yiyecek yığınına rastlayınca, elini yığına daldırıp çıkardı. Parmaklarına rutubet bulaştı.

Rasülullah s.a.v., satıcıya: ‘Ey satıcı nedir bu?’ diye çıkıştı.
Satıcı: ‘Ey Allah’ın Resulü, yağmur ıslattı’, deyince;
Rasülullah: ‘Bu ıslaklığı üste getirip, herkesin görmesini sağlasaydın ya? Kim bizi aldatırsa, o bizden değildir’ buyurdu. (Buhari, Müslim, Ebu Dâvud ve Tirmizî…)

İşte bunlar ve çok daha fazlasını, oldukça hacimli bir eserde topladık. Bununla da yetinmeyerek, “iyi ama ne yemeli ve nasıl temin etmeli”yi de izaha çalıştık. Uzun bir çabanın ürünü olan “ŞEYTAN YE DİYOR! İnsan ne yemeli ne yememeli?” kitabı, Mart başında kitap satılan yerlerde bulunabilecek.
Kemal Özer

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir